fbpx
rozet_36yil.png


Karmanın esaretinden kurtulmanın iki yolu vardır; feragat etmek ve bağlanmamak. İlk yolda "Amacıma ulaşmamda bana pratik olarak yardımcı olmayacak hiçbir zevki istemiyorum. Bu yüzden manastır hayatı sürmeyi seçiyorum." deriz.

İlk yol çok az kişi için söz konusudur. Bu, bıçak sırtında yürümektir. İkinci yolda dünyevi hayatın içerisinde olmayı ama eylemlerimizi esaslı bir şekilde gerçekleştirmeyi öğreniriz. Bizim inceleyeceğimiz ikinci yoldur; bağlanmama yöntemi.

Normalde bizler, görevlerimizin kölesiyiz. Aktivitelerimize ve bunların sonuçlarına bağlanırız, böylelikle daha da fazla esarete düşeriz. Eğer ki bir şeyi sırf görev olduğu için yaparsanız, hiçbir şey anlamaz ve ilerleme kaydedemezsiniz. Eşinizin istediği bir şeyi sırf görev duygusundan dolayı yerine getirirseniz, o zaman küskünlük; suçluluk; sıkıntı ya da farklı bir rahatsız edici duygu ile bağlanmış olursunuz. Görevleriniz ve eylemleriniz sevgiyle yoğurulmuyorsa, kendinize daha büyük bir esaret yaratıyorsunuz demektir. Oysa eylemlerinizi içinizdeki sevgiden dolayı yapıyorsanız, o zaman bunu özverili bir şekilde yapıyorsunuz anlamına gelir. Eylemlerinizi sevgiden mi yoksa görev bilincinden mi geldiğini anlamanız çok kolaydır; eğer ki ben bir şeyi sevgimden dolayı özveriyle yapıyorsam bu eylemin meyvelerini siz yersiniz, ben değil. Eylemlerinizi insanlık için yapmayı ve meyvelerini insanlığın toplamasına izin vermeyi öğrenin. Bağlanmama yoluyla özgürleşmenin anahtarı budur.

- Dünyada yaşamayı ama eylemlerinizi esaslı bir şekilde gerçekleştirmeyi öğreniyoruz.

Tyagi, Sanskrit dilinde, eylemlerin kendisinden değil eylemlerinin meyvelerinden vazgeçen kişileri ifade eden bir terimdir. Bu dünyada eylemlerde bulunmaktan vazgeçemezsiniz, ama bunları özverili ve ustaca yapmalısınız. Bağlanmamak, sevmemek anlamına gelmez; aynı şekilde umursamamak ya da mesafeli olmak demek de değildir. Aksine, sevgiyle hareket etmektir. Bağlanmakla, bencil davranışlarla hayatınızı ve zihninizi rahatsız etmemelisiniz. Hayat bunun için çok kısa olmasına rağmen hayatımızın çoğunu yemek yiyerek, uyuyarak, konuşarak ve tuvalete giderek geçiriyoruz. Hayatı hafife almayı öğrenmeli, aynı zamanda görevlerimizi sevgi, hüner, özveri ve ciddiyetle yerine getirmeliyiz. Bizi esir alan eylemlerimiz değil, onların meyvelerine bağımlı olmamızdır. Eylem, tıpkı bir polis gibi, bizi tutuklar ama cezalandırmaz; bizi cezalandıran eylemlerin meyveleridir. Hayatta tatmin aramamalıyız, aksine hayatın tüm koşullarında 'santosha' yani gönül rahatlığı aramalıyız. Sonunda bizi özgürlüğü aramaya iten şey hayatta doyuma ulaşamamamızdır. Arzular, eylemlerimizin meyveleri tarafından tetiklenir. Eylemlerinizin meyvelerini imrenerek saklamaya ve korumaya çalışmayın. Çünkü kıskançlık, nefret ve gurur sizi böyle esir alır. 

Aslında bu hayatta yapılması gereken bir dizi görevden geçiyoruz. Bu eylemleri yapmadan yaşayamayız, ama bunları özverili, ustaca ve sevgiyle yaparak onlara bağlanmaktan kaçınabiliriz. Bu umursamazlık anlamına gelmez, çünkü umursamazlık gerçeklerden kaçmaktır. Problemlerle baş edemediğimizde, onlardan kaçmanın yolunu ararız. Bağlanmama ise özellikle eylemlerimizin meyveleri bize sunulduğunda dahi eylemlerimizi denge ve sükunet içinde yapmak demektir. Gerçek sınav budur; çünkü ya eylemlerimizin meyvelerini aldığımızda ya da onlardan mahrum kaldığımızda esarete düşeriz. Bağlanmama yoluyla, eylemlerimizin meyvelerinin gerçek hazzının ancak onları Tanrı'ya veya insanlığa sunduğumuzda geldiğini öğreniriz.

 

Yazan  : Swami Rama
Çeviren : Şükran Karaduman
Kaynak: https://www.himalayaninstitute.org/wisdom-library/renunciation-vs-non-attachment/

 

 

 

 

Go to top